Bakış Açısı Tuzağı
Duydum ki Kutlu Kişi bir seferinde Rājagaha ile Nāḷandā arasındaki ana yolda hemen hemen 500 izdeşten oluşan büyük bir saṅgha ile seyahat ediyordu.
Gezginler Üzerine Konuşma
Bu sırada gezgin Suppiya da Rājagaha ile Nāḷandā arasındaki ana yolda yanında çırağı genç Brahmin rahibi Brahmadatta ile seyahat ediyordu.
Gezgin Suppiya yolda yürürken Budha hakkında, Dhamma hakkında, Saṅgha hakkında kötüleyici konuştu. Ancak gezginin çırağı genç Brahmin Brahmadatta ise Budha hakkında, Dhamma hakkında, Saṅgha hakkında övgü dolu konuştu. Böylelikle usta ve çırak birbirlerine ters düşen şekilde konuşarak Kutlu Kişi ve izdeşlerden oluşan saṅghayı hemen arkalarından takip ettiler.
Ardından Kutlu Kişi izdeşlerden oluşan saṅgha ile birlikte geceyi geçirmek üzere Mango Kayası’ndaki kraliyet hanına girdi. Gezgin Suppiya da çırağı genç Brahmin Brahmadatta ile birlikte geceyi geçirmek üzere Mango Kayası'ndaki kraliyet hanına girdi. Suppiya burada da Budha hakkında, Dhamma hakkında, Saṅgha hakkında kötüleyici konuştu. Ancak gezginin çırağı genç Brahmin Brahmadatta Budha hakkında, Dhamma hakkında, Saṅgha hakkında övgü dolu konuştu. Böylelikle usta ve çırak birbirlerine ters düşen şekilde konuşurken Kutlu Kişi ve izdeşlerden oluşan saṅghayı hemen arkalarından takip ettiler.
Ardından gecenin son bölümünde uyanan ve birlikte büyük çadırda toplanıp oturan çok sayıdaki izdeş arasında şöyle bir konuşma başladı: “Şaşırtıcı değil mi? Hayret verici değil mi? Kutlu Kişi, Bilen Kişi, Gören Kişi, Tam ve Mutlak Aydınlanmaya Ulaşmış Kişi varlıkların farklı inançlarını nasıl da birinci elden deneyimledi. Çünkü Suppiya Budha hakkında, Dhamma hakkında, Saṅgha hakkında kötüleyici konuşuyor. Ancak gezginin çırağı genç Brahmin Brahmadatta Budha hakkında, Dhamma hakkında, Saṅgha hakkında övgü dolu konuşuyor. Böylelikle usta ve çırak birbirlerine ters düşen şekilde konuşurken Kutlu Kişi ve izdeşlerden oluşan saṅghayı hemen arkalarından takip ediyor.”
Ardından Kutlu Kişi izdeşlerin ne konuştuğunu bilerek büyük çadıra gitti ve oraya vardığında kendisi için hazırlanmış yere oturdu. Oturduğunda izdeşlere seslendi: “Burada hangi konuyu konuşmak üzere toplandınız? Yarıda kalan sohbetinizin konusu nedir?”
Bu sorulduğunda izdeşler Kutlu Kişi'ye şöyle söylediler: “Efendim, gecenin son bölümünde uyanan ve bu büyük çadırda bir araya gelen bizler arasında az önce şu konuşma başladı: ‘Şaşırtıcı değil mi? Hayret verici değil mi? Kutlu Kişi varlıkların farklı inançlarını nasıl da birinci elden deneyimledi. Çünkü Suppiya Budha hakkında, Dhamma hakkında, Saṅgha hakkında kötüleyici konuşuyor. Ancak gezginin çırağı genç Brahmin Brahmadatta Budha hakkında, Dhamma hakkında, Saṅgha hakkında övgü dolu konuşuyor. Böylelikle usta ve çırak birbirlerine ters düşen şekilde konuşurken Kutlu Kişi ve izdeşlerden oluşan saṅghayı hemen arkalarından takip ediyorlar.’ Kutlu Kişi geldiğinde yarıda kalan sohbetimizin konusu buydu.”
“İzdeşler! Diğerleri beni, Dhamma'yı ya da Saṅgha'yı yeren konuşmalar yaptığında ne nefret ne düşmanlık hissetmek ne de zihnin memnuniyetsiz olması uygundur. Diğerleri beni, Dhamma'yı ya da Saṅgha'yı yeren konuşmalar yaptığında eğer siz bundan rahatsız olur ve öfke duyarsanız bu sadece sizin için bir engel oluşturur. Diğerleri beni, Dhamma'yı ya da Saṅgha'yı yeren konuşmalar yaptığında siz bundan rahatsız olur ve öfke duyarsanız diğer kişilerin neyi doğru, neyi eksik söylediğini bilebilir misiniz?”
“Hayır Efendim.”
“Diğerleri beni, Dhamma'yı ya da Saṅgha'yı yeren konuşmalar yaptığında siz gerçek olmayanı gerçek olmayan olarak açığa çıkarmalı ve bunu açıklamalısınız: ‘Bu, şu sebeple gerçek değil; bu, şu sebeple doğru değil; bizde böyle bir şey bulunmaz ve bizim aramızda bu yoktur.’”
“Diğerleri beni, Dhamma'yı ya da Saṅgha'yı öven konuşmalar yaptığında ne neşe ne sevinç hissetmek ne de zihnin keyifli olması uygundur. Diğerleri beni, Dhamma'yı ya da Saṅgha'yı öven konuşmalar yaptığında siz zafer sarhoşluğuna kapılıp sevinç duyar ve memnun olursanız bu sadece sizin için bir engel oluşturur. Diğerleri beni, Dhamma'yı ya da Saṅgha'yı öven konuşmalar yaptığında siz zafer sarhoşluğuna kapılıp sevinç duyar ve memnun olursanız diğer kişilerin neyi doğru, neyi eksik söylediğini bilebilir misiniz?”
“Hayır Efendim.”
“Diğerleri beni, Dhamma'yı ya da Saṅgha'yı öven konuşmalar yaptığında siz gerçek olanı gerçek olarak açığa çıkarmalı ve bunu açıklamalısınız: ‘Bu, şu sebeple gerçek; bu, şu sebeple doğru; bizde böyle bir şey vardır ve bu bizim aramızda bulunur.’”
Erdem
Erdem Üzerine Kısa Bölüm (Cūḷasīla)
“Sıradan bir insanın Tathāgata'yı överken kullanacağı sözler küçük, sıradan konular ve erdem konusundaki meseleler üzerine olacaktır. Peki sıradan bir insanın Tathāgata'yı överken bahsettiği küçük, sıradan konular ve erdem konusundaki meseleler nelerdir?
“‘Can almayı bırakır: Tefekküre çekilmiş Gotama can almayı sonlandırır. Sopasını bırakır, bıçağını bırakır; vicdanlı bir şekilde, acı çektirmeden, yaşayan tüm varlıkların iyiliği için büyük şefkat duyarak yaşar.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Verilmeyeni almaz: Tefekküre çekilmiş Gotama verilmeyeni almayı sonlandırır. Sadece verileni alır, sadece verileni kabul eder, arkadan iş çevirmekten arınmış bir zihnin sağladığı dürüstlükle yaşar.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Cinsel ilişki kurmayı bırakır: Tefekküre çekilmiş Gotama bekar bir hayat sürer, cinsellikten uzaktır, sıradan insanların peşinden gittiği cinsel eylemlerden kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Yalan söylemeyi bırakır: Tefekküre çekilmiş Gotama yalan sözlerden kaçınır. Sadece gerçeği söyler, gerçeğe bağlı yaşar, berraktır, güvenilirdir, kimseyi aldatmaz.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bölen ve ayıran sözleri bırakır: Tefekküre çekilmiş Gotama bölen ve ayıran sözlerden kaçınır. Burada duyduğunu orada dile getirip buradakilerle oradakilerin arasını açmaz. Orada duyduğunu burada dile getirip oradakilerle buradakilerin arasını açmaz. Arası açılanları uzlaştırır veya birlik içerisinde olanların birliklerini sağlamlaştırır. Barışı sever, barıştan keyif alır, barış yaratacak şekilde konuşur.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Sert ve kırıcı sözleri bırakır: Tefekküre çekilmiş Gotama kırıcı ve sert sözlerden kaçınır. Sadece duyana huzur veren, nazik, şefkat dolu, kalbe ulaşan, insanlara hoş gelen ve onları memnun eden sözler kullanır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Boş konuşmayı bırakır: Tefekküre çekilmiş Gotama boş konuşmaktan kaçınır. Zamanında, gerçekleri ortaya koyarak, ana amaca götürecek şekilde Dhamma ve Vinaya (Disiplin) üzerine konuşur. Önemsenmeye değer sözcüklerle, doğru bir zamanlamayla, mantıklı, belli bir çerçeve içerisinde ve fayda sağlamaya yönelik konuşur.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama tohumlara ve bitkilere zarar vermekten kaçınır.’
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama günde sadece tek öğün yemek yer, akşam yemeğinden ve yanlış zamanda yemek yemekten kaçınır.’
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama dans etmekten, şarkı söylemekten, çalgılı müzikten ve gösteri izlemekten kaçınır.’
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama süs eşyası takmaktan, kendini esanslar ve makyajla güzelleştirmekten kaçınır.’
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama lüks yatak ve koltuklardan kaçınır.’
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama altın ve para kabul etmekten kaçınır.’
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama pişmemiş tahıl… çiğ et… kadın ve kız… erkek ve kadın köle… keçi ve koyun… kümes hayvanı ve domuz… fil, büyük baş hayvan, at ve kısrak… arazi ve mülk kabul etmekten kaçınır.’
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama ayak işleri yapmaktan… ticaretten… sahte ölçeklerle, sahte metallerle ve sahte ölçülerle yapılan ticaretten… rüşvetten, hilekarlıktan ve dolandırıcılıktan kaçınır.’
“‘Tefekküre çekilmiş Gotama yaralamaktan, öldürmekten, hapsetmekten, yol kesip hırsızlık yapmaktan, yağmadan ve şiddetten kaçınır.’
“İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
Erdem Üzerine Orta Uzunluktaki Bölüm (Majjhimasīla)
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen tohum ve bitkilere zarar verme alışkanlıklarını sürdürür. Bunlar içerisinde kökten, gövdeden, çelikten ve eklem yerinden aşılanarak yetiştirilen ve tohumdan yetiştirilen bitkiler vardır. Tefekküre çekilmiş Gotama tohumlara ve buna benzer bitkilerin yaşamına zarar vermekten kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen yiyecek ve mal depolama alışkanlıklarını sürdürür. Buna içecek, giyecek, esans ve ev eşyası istiflemek dahildir. Tefekküre çekilmiş Gotama yiyecek ve mal depolamaktan kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen gösteri izleme alışkanlıklarını sürdürür. Bunlar içerisinde dans, müzik, enstrüman çalma, oyunlar, şarkı sözleri, el çırpma, zil ve davul, gölge oyunları, akrobasi ve sihirbazlık numaraları, fil dövüşü, at dövüşü, manda dövüşü, öküz dövüşü, keçi dövüşü, koç dövüşü, horoz dövüşü, bıldırcın dövüşü, sopa ile dövüş, boks, güreş, savaş oyunları, askeri geçit törenleri ve askeri içtima gibi gösteriler vardır. Tefekküre çekilmiş Gotama bu gibi gösterileri izlemekten kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen ihmalkarlığa sebep olan kumar oynama alışkanlıklarını sürdürür. Bunlar içerisinde sekiz satır satranç, on satır satranç, açık havada oynanan satranç, seksek, mikado, zar oyunu, sopayla oynanan oyunlar, el ile resim yapmak, top oyunları, oyuncak boru üflemek, oyuncak kürekle oynamak, takla atmak, oyuncak yel değirmenleri, oyuncak ölçü aletleri, oyuncak at arabaları, oyuncak ok ile oynamak, havaya çizilen kelimeleri bulmak, düşünce okumak, sakatları taklit etmek gibi dikkat dağıtan boş oyunlar vardır. Tefekküre çekilmiş Gotama bu tür kumar oyunlarından kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen yüksek ve lüks yataklarda yatma alışkanlıklarını sürdürür. Bunlar içerisinde büyük koltuklar, hayvan işlemeleriyle süslenmiş koltuklar, uzun tüylü battaniye, çok renkli parçalı battaniye, beyaz yün battaniye, çiçek ve hayvan işlemeli battaniye, doldurulmuş yorgan, püsküllü battaniye, mücevher işlemeli ipek battaniye, büyük yün halı, fil halısı, at halısı, kısrak halısı, antilop derisinden halı, geyik derisinden halı, gölgelikli koltuk, ayaklar ve baş için kırmızı yastığı olan koltuklar vardır. Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer yüksek ve lüks yatakları kullanmaktan kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen kendilerini süsleme ve güzelleştirme alışkanlıklarını sürdürür. Bunlar içerisinde bedeni kremle ovma, yağ ile masaj, parfümlü suda yıkanma, kol ve bacak masajı; ayna, merhem, çiçekli taç ya da kolye, parfüm, krem, yüz pudrası, rimel, bilezik, saç bandı, süslü baston, süslü su matarası, kılıç, süslü güneş gözlüğü, süslü terlik, türban, mücevher, yak kuyruğundan yapılan fırça, püsküllü beyaz cübbe gibi koku, kozmetik ve güzellik malzemesi kullanma vardır. Tefekküre çekilmiş Gotama bu tür süsleme ve güzelleştirme malzemesi kullanmaktan kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen basit konular hakkında boş konuşma alışkanlıklarını sürdürür. Bunlar arasında krallar, hırsızlar, devlet erkanı, ordular, uyarı sinyalleri ve savaşlar, yiyecek ve içecek, giyim, mobilya, süs bitkileri ve esanslar, akrabalar, arabalar, köyler, kasabalar, şehirler, kırsal bölge, kadınlar ve kahramanlar hakkında konuşma, sıradan ve zengin ahali hakkında dedikodu, çeşitlilik üzerine hikayeler, geçmiş ve gelecek üzerine felsefi tartışmalar, dünyanın ve denizlerin oluşumu ve bir şeylerin var olup var olmadığı üzerine tartışmalar vardır. Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer basit konularda boş konuşmaktan kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen tartışmaya girme alışkanlıklarını sürdürür. “Bu öğretiyi ve disiplini sen anlamıyorsun. Bu öğreti ve disiplini ben anlıyorum. Bu öğreti ve disiplini nasıl anladığını söyleyebiliyorsun? Sen yanlış uyguluyorsun! Ben doğru uyguluyorum! Ben düzenli çalışıyorum. Sen düzenli çalışmıyorsun. İlk söylenmesi gerekeni en son söylüyorsun. En son söylenmesi gerekeni ilk söylüyorsun. Üzerine bu kadar uzun düşündüğün şey çoktan çürütüldü. Senin öğretin yıkıldı. Sen kaybettin. Öğretini kurtarmayı ya da yapabilirsen kendini bu zor durumdan çıkarmayı dene!” gibi cümlelerle tartışırlar. Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer tartışma içeren konuşmalardan kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen mesaj taşıma ve ayak işleri yapma alışkanlıklarını sürdürür. Bunlar arasında krallar, devlet bakanları, soylu savaşçılar, brahmin rahipleri, ev sahipleri veya genç prensler için “Buraya git! Oraya git! Bunu oraya götür! Onu buraya getir!” gibi mesajları taşımak ve bu kişilerin ayak işlerini yapmak vardır. Tefekküre çekilmiş Gotama bu gibi ayak işlerinden kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen entrika çevirme, akıl çelme, ima etme, aşağılama ve kar elde etmek için mal ve mülk vadetme alışkanlıklarını sürdürür. Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer aldatma ve akıl çelme işlerinden kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
Erdem üzerine Uzun Bölüm (Mahāsīla)
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen yanlış hayat tarzı içeren “bayağı” yöntemlerle geçimini kazanır. Bunlar arasında şu yöntemler vardır: uzuvlardaki işaretleri okumak (örneğin avuç içi okuma), kehanette bulunmak, gökyüzü ile ilgili olayları yorumlamak (yıldız kayması, kuyruklu yıldız), rüya yorumlamak, bedenin şeklinden yorumlar oluşturmak (örneğin frenoloji), kumaştaki fare yeniklerinden oluşan işaretleri okumak, ateşe adak sunmak, kepçe adakları sunmak, buğday kabuğu, pirinç unu, pirinç tanesi, sade yağ ve yağ adağı sunmak, ağızdan adak sunmak, kan akıtarak tanrılara kurban sunmak, parmak uçlarından kehanette bulunmak, arazinin elverişliliğine dair falcılık yapmak, devlet yetkilileri için kehanette bulunmak, büyü kullanarak iblisleri mezarlığa yerleştirmek, ruhlar için büyü yapmak, toprağa büyü yapmak (suyu ya da değerli taşları kutsamak), yılan ısırığını tedavi etmek ve yılanlara büyü yapmak, panzehir veya zehir üretmek, akrep ve sıçan ısırığını tedavi etmek, kuş ve karga seslerini yorumlamak, yaşam süresiyle ilgili kehanette bulunmak, oklara karşı koruyucu büyü dağıtmak, burç falı bakmak. Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer “bayağı” yöntemler barındıran yanlış bir yaşam tarzından kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen yanlış hayat tarzına sebep olan “bayağı” yöntemlerle geçimini kazanır. Bunlar arasında şu yöntemler vardır: taşlar, eşyalar, giysiler, kılıçlar, oklar, yaylar ve diğer silahların niteliklerine göre; kadınlar, erkekler, çocuklar, erkek ve kadın kölelerin niteliklerine göre; filler, atlar, mandalar, boğalar, inekler, keçiler, koçlar, kümes hayvanları, bıldırcınlar, kertenkeleler, tavşanlar, kaplumbağalar ve diğer hayvanların niteliklerine göre sahiplerine şans ya da şanssızlık getirdiklerini yorumlamak. Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer “bayağı” yöntemler barındıran yanlış bir yaşam tarzından kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen gelecekle ilgili tahminlerde bulunmak gibi yanlış hayat tarzına sebep olan “bayağı” yöntemlerle geçimini kazanır. Bunlar arasında şu gibi tahmin yöntemleri vardır: “Kral ilerlemeye başlayacak. Kral ilerlemeyecek. Bizim kralımız saldıracak, onların kralı geri çekilecek. Onların kralı saldıracak, bizim kralımız geri çekilecek. Bizim kralımız için zafer, onların kralı için yenilgi olacak. Onların kralı için zafer, bizim kralımız için yenilgi olacak. Böylece birisi için zafer, diğeri için bozgun olacak.” Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer “bayağı” yöntemler barındıran yanlış bir yaşam tarzından kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen gelecekle ilgili tahminlerde bulunmak gibi yanlış hayat tarzına sebep olan “bayağı” yöntemlerle geçimini kazanır. Bunlar arasında şu gibi tahmin yöntemleri vardır: “Ay tutulması olacak. Güneş tutulması olacak. Takımyıldız tutulması olacak. Güneş ve Ay avantaj getirecek. Güneş ve Ay avantaj getirmeyecek. Takımyıldızları avantaj getirecek. Takımyıldızları avantaj getirmeyecek. Meteor yağmuru gerçekleşecek. Ufuk çizgisinde titreyen bir ışık parlayacak. Deprem olacak. Yoğun bulutlar kasırga getirecek. Güneş, Ay ve takımyıldızlarının doğuşu, batışı, kararması ve parlaması gerçekleşecek. Ay tutulmasının, Güneş, Ay ve takımyıldızı hareketlerinin şöyle bir etkisi olacak.” Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer “bayağı” yöntemler barındıran yanlış bir yaşam tarzından kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen gelecekle ilgili tahminlerde bulunmak gibi yanlış hayat tarzına sebep olan “bayağı” yöntemlerle geçimini kazanır. Bunlar arasında şu gibi tahmin yöntemleri vardır: “Bol yağmur yağacak, kuraklık olacak. Bolluk olacak, kıtlık olacak. Huzur ve güvenlik olacak, tehlike olacak. Hastalık olacak, hastalık sonlanacak. Ayrıca yaşamlarını muhasebe, hesap yapma, tahmin yapma, şiir yazma ya da hazza odaklı sanatlar ve kozmoloji ile kazanmak gibi geçim yöntemleri de vardır.” Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer “bayağı” yöntemler barındıran yanlış bir yaşam tarzından kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Ya da bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen yanlış hayat tarzına sebep olan “bayağı” yöntemlerle geçimini kazanır. Bunlar arasında şu yöntemler vardır: Evlilik için uğurlu bir tarih belirlemek (gelinin eve geleceği ve evden ayrılacağı tarihleri, nişan ve boşanma için uygun tarihleri), düğünde pirincin içeri ya da dışarı doğru atılmasına karar vermek, borçları geri toplamak için tarih belirlemek, yatırım yapmak ve kredi vermek için tarih belirlemek, şans büyüsü yapmak, hasar görmüş ceninlerin ve düşük ya da kürtaj geçirmiş kadınların tedavisini yapmak, büyü kullanarak bir kişinin dilini bağlamak, çenesini felç etmek, ellerinin kontrolünü kaybetmesine veya sağır kalmasına sebep olmak, aynadaki cine, genç bir kıza ya da medyuma sorular sorarak kehanette bulunmak, güneşe tapınmak, Büyük Brahmā'ya tapınmak, ağızdan ateş püskürtmek ve şans tanrıçasını (Siri) çağırmak.
Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer “bayağı” yöntemler barındıran yanlış bir yaşam tarzından kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“‘Bazı keşiş ve brahminler inançlı insanlar tarafından kendilerine yetecek kadar yiyecek sunulmasına rağmen yanlış hayat tarzına sebep olan “bayağı” yöntemlerle geçimini kazanmaya çalışır. Bunlar arasında şu yöntemler vardır: iyilik karşılığında tanrılara hediyeler vadetmek ve bu vaatleri yerine getirmek, şeytan ve cinlerin varlığıyla ilgilenmek, toprak evlerde büyü okumak, cinsel gücü artırmak veya iktidarsızlığa sebep olmak, ev inşaatının yapılabilmesi için arsada ritüel yapmak, evin inşa edileceği arsayı kutsamak, ayinlerde ağız ve bedeni yıkamak, ateşe kurban adamak; kusturucu ilaç, müshil, ağızdan müshil, anüsten müshil, kafa derisi için krem uygulamak; kulak için yağ, göz damlası, burundan tedavi, merhem ve anti-merhem tedavisi uygulamak; göz ameliyatı yapmak, genel ameliyat yapmak, çocuklara tedavi uygulamak, kök bitkilerden elde edilen ilaçları kullanmak ve şifalı ot sarmak. Tefekküre çekilmiş Gotama bunlara benzer “bayağı” yöntemler barındıran yanlış bir yaşam tarzından kaçınır.’ İşte izdeşler, sıradan bir insan Tathāgata'yı överken bunlara yönelik konuşur.
“Sıradan insanın Tathāgata'yı överken kullanacağı sözler küçük meseleler, sıradan konular ve erdem konusundaki ayrıntılar üzerine olacaktır.”
Görüşler (Diṭṭhi)
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen diğer prensipler (dhammalar) vardır. Tathāgata’yı gerçek anlamda öven kişiler doğru bir şekilde işte bunlar hakkında konuşur. Peki bu prensipler (dhammalar) nelerdir?
Geçmişle İlgili Teori Üretenler (Pubbantakappika)
“Geçmiş üzerine teoriler üreten, geçmiş üzerine köklü fikirlere sahip, geçmiş üzerine farklı teorileri on sekiz gerekçe ile temellendiren bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki geçmiş üzerine teoriler üreten, geçmiş üzerine köklü fikirlere sahip bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple ve neyi referans alarak geçmişe dair bu on sekiz görüşü oluşturuyor, bunları onaylıyor?”
Sonsuzluk Fikri (Sassatavāda)
“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple ve neyi referans alarak geçmişe dair bu dört görüşü öne sürüyor, bunları onaylıyor?
1. “Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkatle öyle yüksek bir zihinsel konsantrasyon haline ulaşır ki böylece konsantre olmuş, arınmış berrak, lekesiz ve kusurlardan özgürleşmiş bu zihinle birçok geçmiş hayatı anımsar. Bir başka ifadeyle bir doğum, iki doğum, üç doğum, beş, on, yirmi, otuz, kırk, elli, yüz, bin, yüz bin doğumu anımsar: ‘Orada ismim şuydu, şu klana dahildim, şöyle görünüyordum. Şunlarla beslenirdim, haz ve acıya dair deneyimlerim şöyleydi, yaşamım şöyle son buldu. Orada öldüğümde burada yeniden doğdum.’ Böylece birçok geçmiş hayatını tarzları ve detaylarıyla anımsar.
“Bu kişi şöyle söyler: ‘Benlik ve evren sonsuzdur; sonuçsuz bir döngü içerisinde, bir dağın zirvesi gibi sabit, bir sütun gibi sağlam. Varlıklar geçiş yapabilse de bir hayattan diğerine hareket edebilse de ölüp yeniden doğsa da benlik ve evren sonsuzluk gibi sabit kalıyor. Bu neden böyle? Çünkü ben şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkatle öyle yüksek bir zihinsel konsantrasyon haline ulaştım ki böylece konsantre olmuş, arınmış, berrak, lekesiz ve kusurlardan özgürleşmiş bu zihinle birçok geçmiş hayatı tarzları ve detaylarıyla anımsadım. Bu sayede benlik ve evrenin nasıl sonsuz olduğunu, sonuçsuz bir döngü içerisinde, bir dağın zirvesi gibi sabit, bir sütun gibi sağlam olduğunu anladım. Varlıklar geçiş yapabilse de bir hayattan diğerine hareket edebilse de ölüp yeniden doğsa da benlik ve evren sonsuzluk gibi sabit kalıyor.’
“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu ilk gerekçe budur.”
2. “Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkatle öyle yüksek bir zihinsel konsantrasyon haline ulaşır ki böylece konsantre olmuş, arınmış, berrak, lekesiz ve kusurlardan özgürleşmiş bu zihinle birçok geçmiş hayatı anımsar. Bir başka ifadeyle kozmik büzülme ve genleşmeden oluşan bir evren hayatı, kozmik büzülme ve genleşmeden oluşan iki evren hayatı, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on evren hayatı…"
“Bu kişi şöyle söyler: ‘Benlik ve evren sonsuzdur; sonuçsuz bir döngü içerisinde, bir dağın zirvesi gibi sabit, bir sütun gibi sağlam. Varlıklar geçiş yapabilse de bir hayattan diğerine hareket edebilse de ölüp yeniden doğsa da benlik ve evren sonsuzluk gibi sabit kalıyor. Bu niye böyle? Çünkü ben şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkatle öyle yüksek bir zihinsel konsantrasyon haline ulaştım ki böylece konsantre olmuş, arınmış, berrak, lekesiz ve kusurlardan özgürleşmiş bu zihinle birçok geçmiş hayatı tarzları ve detaylarıyla anımsadım. Bu sayede benlik ve evrenin nasıl sonsuz olduğunu, sonuçsuz bir döngü içerisinde, bir dağın zirvesi gibi sabit, bir sütun gibi sağlam olduğunu anladım. Varlıklar geçiş yapabilse de bir hayattan diğerine hareket edebilse de ölüp yeniden doğsa da benlik ve evren sonsuzluk gibi sabit kalıyor.’
“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu ikinci gerekçe budur.”
3.“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkatle öyle yüksek bir zihinsel konsantrasyon haline ulaşır ki böylece konsantre olmuş, arınmış, berrak, lekesiz ve kusurlardan özgürleşmiş bu zihinle birçok geçmiş hayatı anımsar. Bir başka ifadeyle kozmik büzülme ve genleşmeden oluşan on evren hayatı, kozmik büzülme ve genleşmeden oluşan yirmi evren hayatı, otuz, kırk evren hayatı…”
“Bu kişi şöyle söyler: ‘Benlik ve evren sonsuzdur; sonuçsuz bir döngü içerisinde, bir dağın zirvesi gibi sabit, bir sütun gibi sağlam. Varlıklar geçiş yapabilse de bir hayattan diğerine hareket edebilse de ölüp yeniden doğsa da benlik ve evren sonsuzluk gibi sabit kalıyor. Bu neden böyle? Çünkü ben şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkatle öyle yüksek bir zihinsel konsantrasyon haline ulaştım ki böylece konsantre olmuş, arınmış, berrak, lekesiz ve kusurlardan özgürleşmiş bu zihinle birçok geçmiş hayatı tarzları ve detaylarıyla anımsadım. Bu sayede benlik ve evrenin nasıl sonsuz olduğunu, sonuçsuz bir döngü içerisinde, bir dağın zirvesi gibi sabit, bir sütun gibi sağlam olduğunu anladım. Varlıklar geçiş yapabilse de bir hayattan diğerine hareket edebilse de ölüp yeniden doğsa da benlik ve evren sonsuzluk gibi sabit kalıyor.’
“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu üçüncü gerekçe budur.”
4.“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin bir mantıkçıdır, araştırmacıdır. Bir sorgulama sürecini takip ederek mantık yoluyla ulaştığı kendi bakış açısını ifade eder: ‘Benlik ve evren sonsuzdur; sonuçsuz bir döngü içerisinde, bir dağın zirvesi gibi sabit, bir sütun gibi sağlam olduğunu anladım. Varlıklar geçiş yapabilse de bir hayattan diğerine hareket edebilse de ölüp yeniden doğsa da benlik ve evren sonsuzluk gibi sabit kalıyor.’
“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu dördüncü gerekçe budur.”
“İzdeşler! İşte bunlar sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminlerin kullandığı dört temel görüştür. Sonsuzluk fikrini öne süren ve sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan keşiş ve brahminler fikirlerini sadece bu dört görüşten birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ İşte Tathāgata bunu bu şekilde değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için de kendi içerisinde mükemmel huzuru (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu, sonlanmasını, baştan çıkarıcılığını, asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtulmanın yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.”
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Kısmi Sonsuzluk Fikri (Ekaccasassatavāda)
“İzdeşler! Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki bu saygıdeğer keşiş ve brahminler geçmişe dair görüşlerini hangi dört gerekçeye dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
1. “Çok uzun bir süre geçtiğinde önünde sonunda bir zaman gelir, bu evren çöker. Evren çöküş evresindeyken varlıklar genellikle Işık Saçan Tanrılar boyutlarına yönelir. Ulaştıkları yüksek zihin halleri sebebiyle bu boyutlarda doğarlar, neşe ile beslenirler, bedenleri ışık saçar, havada yol alabilirler ve güzelliklerini uzun süre koruyarak yaşarlar. Burada çok uzun süre geçtiğinde önünde sonunda bir zaman gelir, evren yeniden genleşir. Evren genleşirken boş bir Brahmā boyutu ortaya çıkar. Ardından belli bir varlık ya yaşamının sonlanması ya da erdeminin tükenmesi sebebiyle ona eşlik eden Işık Saçan Tanrıların arasından ayrılarak bu boş Brahmā boyutuna iner. Ulaştığı yüksek zihin hali sebebiyle bu boyutta doğar, neşe ile beslenir, bedeni ışık saçar, havada yol alabilir ve güzelliğini uzun süre koruyarak yaşar.
“Burada uzun süre yalnız kaldıktan sonra memnuniyetsizlik ve üzüntü duyar: ‘Keşke diğer varlıklar da bu dünyaya gelseler!’ diye düşünür.
“Ardından diğer varlıklar ya yaşamlarının sonlanması ya da erdemlerinin tükenmesi sebebiyle Işık Saçan Tanrıların arasından Brahmā boyutuna, bu varlığın yanına inerler. Ulaştıkları yüksek zihin halleri sebebiyle bu boyutta doğarlar, neşe ile beslenirler, bedenleri ışık saçar, havada yol alabilirler ve güzelliklerini uzun süre koruyarak yaşarlar.
“Ardından buraya inen ilk varlıkta şöyle bir düşünce doğar: ‘Ben Tanrı'yım (Brahmā), Kadiri Mutlak Tanrı’yım (Büyük Brahmā), Fatih, Fethedilemeyen, Her Şeyi Gören, Her Şeye Gücü Yeten, Her Şeyin Yöneticisi, Yapan, Yaratan, En Yüksek Mevkideki, Atayan ve Yöneten, Var Olmuş ve Var Olacak Her Şeyin Yaratıcısı. Bu varlıklar benim tarafımdan yaratıldı. Niye böyle? Bende önce şu düşünce oluştu: “Keşke diğer varlıklar da bu dünyaya gelseler!” Böylece benim iradem bu varlıkları bu dünyaya getirdi.’
“Sonradan bu boyuta doğan varlıklarda şöyle bir düşünce hakim olur: ‘Bu, Tanrı (Brahmā)… Var Olmuş ve Var Olacak Her şeyin Yaratıcısı. Bizler bu Tanrı (Brahmā) tarafından yaratıldık. Neden böyle? O bizden önce burada vardı, biz ondan sonra bu dünyaya geldik.’ Burada yeniden oluş yaşayan ilk varlık daha uzun bir yaşama, daha eşsiz bir güzelliğe ve daha yüksek bir etkiye sahipken sonradan doğanlar daha kısa bir hayata, daha kusurlu bir güzelliğe ve daha düşük bir etkiye sahip olurlar.
“Şimdi izdeşler, şöyle bir olasılık var: Bir varlık ona eşlik edenlerden koparak bu dünyaya gelir. Bu dünyaya gelmesiyle birlikte ev hayatını terk ederek münzevi yaşama çekilir. Ev hayatından münzeviliğe çekildiğinde şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkate sahip konsantre olmuş bir zihinle tek bir geçmiş hayatı anımsar ancak bunun öncesine dair hiçbir şey anımsamaz. Şöyle söyler: ‘Bizler Tanrı (Brahmā), Kadiri Mutlak Tanrı (Büyük Brahmā), Fatih, Fethedilemeyen, Her Şeyi Gören, Her Şeye Gücü Yeten, Her Şeyin Yöneticisi, Yapan, Yaratan, En Yüksek Mevkideki, Atayan ve Yöneten, Var Olmuş ve Var Olacak Her Şeyin Yaratıcısı tarafından yaratıldık. O sabittir, değişmez, sonsuzdur, değişime tabi değildir ve sonsuza dek böyle kalır. Ancak onun tarafından yaratılan bizler sabit olamayan, geçiciliğe tabi, kısa yaşam süresi olan, alt boyutlara düşebilen varlıklar olarak bu dünyaya geldik.’
“Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu ilk gerekçe budur.”
2. “Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“İzdeşler! Eğlence ve oyun sebebiyle yozlaşmış tanrılar (devalar) vardır. Kahkaha ve oyunun hazzı içerisinde çok uzun zaman geçirirler. Kahkaha ve oyunun hazzı içerisinde çok uzun zaman geçirdikleri için farkındalıkları bulanık hale gelir. Bulanık farkındalık sebebiyle diğer tanrıların eşlik ettiği bu boyuttan alt boyutlara düşerler.
“Şimdi izdeşler, şöyle bir olasılık var: Bir varlık ona eşlik edenlerden koparak bu dünyaya gelir. Bu dünyaya gelmesiyle birlikte ev hayatını terk ederek münzevi yaşama çekilir. Ev hayatından münzeviliğe çekildiğinde şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkate sahip konsantre olmuş bu zihinle tek bir geçmiş hayatı anımsar ancak bunun öncesine dair hiçbir şey anımsamaz. Şöyle söyler: ‘Eğlence ve oyun sebebiyle yozlaşmamış tanrılar (devalar) kahkaha ve oyunun hazzı içerisinde çok uzun zaman geçirmezler. Kahkaha ve oyunun hazzı içerisinde çok uzun zaman geçirmedikleri için farkındalıkları bulanık hale gelmez. Berrak farkındalıkları sebebiyle diğer tanrıların eşlik ettiği boyuttan aşağı boyutlara düşmezler. Onlar sabittir, kalıcıdır, sonsuzdur, değişime tabi değildir ve sonsuza dek böyle kalırlar. Ancak eğlence ve oyun tarafından ele geçirilen bizler kahkaha ve oyunun hazzı içerisinde çok uzun zaman geçirdik. Kahkaha ve oyunun hazzıyla çok uzun zaman geçirdiğimiz için farkındalığımız bulanık hale geldi. Bulanık farkındalık sebebiyle diğerlerinin eşlik ettiği boyuttan alt boyuta düştük ve sabit olamayan, geçiciliğe tabi, kısa yaşam süresi olan, alt boyutlara düşebilen varlıklar olarak bu dünyaya geldik.’
“Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu ikinci gerekçe budur.”
3. “Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“İzdeşler! Zihin sebebiyle yozlaşmış tanrılar (devalar) vardır. Birbirlerine gözlerini dikip bakarak kıskançlık ve öfke içerisinde çok uzun zaman geçirirler. Birbirlerine bakarak çok uzun zaman geçirdikleri için zihinleri birbirlerine karşı kötücül hale gelir. Zihinleri birbirlerine karşı kötülük beslediği için bedensel ve zihinsel olarak yorgun hale gelirler. Diğer tanrıların eşlik ettiği bu boyuttan alt boyutlara düşerler.
“Şimdi izdeşler, şöyle bir olasılık var: Bir varlık ona eşlik edenlerden koparak bu dünyaya gelir. Bu dünyaya gelmesiyle birlikte ev hayatını terk ederek münzevi yaşama çekilir. Ev hayatından münzeviliğe çekildiğinde şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkate sahip konsantre olmuş bu zihinle tek bir geçmiş hayatı anımsar ancak bunun öncesine dair hiçbir şey anımsamaz. Şöyle söyler: ‘Zihinleri yozlaşmamış saygıdeğer tanrılar (devalar) birbirlerine gözlerini dikip bakarak kıskançlık ve öfke içerisinde çok uzun zaman geçirmezler. Birbirlerine bakarak çok uzun zaman geçirmedikleri için zihinleri birbirlerine karşı kötücül hale gelmez. Zihinleri birbirlerine karşı kötülük beslemediği için bedensel ve zihinsel olarak yorgun hale gelmezler. Onlara eşlik eden tanrıların olduğu bu boyuttan düşmezler. Onlar sabittir, kalıcıdır, sonsuzdur, değişime tabi değildir ve sonsuza dek böyle kalırlar. Ancak zihinleri bozulmuş olan bizler birbirimize gözlerimizi dikerek çok uzun zaman geçirdik. Birbirimize bakarak çok uzun zaman geçirdiğimiz için zihinlerimiz birbirine karşı kötücül hale geldi. Zihinlerimiz birbirine karşı kötülük beslediği için bedensel ve zihinsel olarak yorulduk. Diğer tanrıların eşlik ettiği bu boyuttan düştük ve sabit olamayan, geçiciliğe tabi, kısa yaşam süresi olan, alt boyutlara düşebilen varlıklar olarak bu dünyaya geldik.’
“Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu üçüncü gerekçe budur.”
4. “Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin bir mantıkçıdır, araştırmacıdır. Bir sorgulama sürecini takip ederek mantık yoluyla ulaştığı kendi bakış açısını ifade eder: ‘Göz, kulak, burun, dil ve beden diye isimlendirilen şeyler benliğin sabit ve sonsuz olmayan, geçiciliğe ve değişime tabi kısımlarıdır. “Zihin ya da zeka ya da bilinç” diye isimlendirilen şey ise benliğin sabit, kalıcı, sonsuz, değişime tabi olmayan ve değişmeden sonsuza dek aynı kalan kısmıdır.’
“Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu dördüncü gerekçe budur.”
“İzdeşler! İşte bunlar bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan bazı keşiş ve brahminlerin kullandığı dört temel görüştür. Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz bir benlik ve evren fikrini savunan keşiş ve brahminler fikirlerini sadece bu dört görüşten birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor ve tutunmadığı için kendi içinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Sınırları Olan ya da Sınırları Olmayan Bir Evren Fikri (Antānantavāda)
“İzdeşler! Sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren, sınırları olan ya da sınırları olmayan bir evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan bazı tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminler vardır. Peki bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple ve neyi referans alarak geçmişe dair bu dört görüşü öne sürüyor, bunları onaylıyor?”
1. “Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkate sahip bu zihinle yüksek bir konsantrasyon haline ulaşır ve meditasyonda evrenin ‘sınırları var’ algısı ile temasta kalır. Şöyle ifade eder: ‘Bu evren sınırlı, etrafını kuşatan sınırlara sahip. Niye böyle? Çünkü ben ulaştığım yüksek konsantrasyon sayesinde evrenin “sınırları olduğu” algısı ile temas ettim. Bu sayede evrenin sınırlı olduğunu, etrafını çevreleyen sınırlara sahip olduğunu biliyorum.’
“Evrenin sınırları olduğu ya da olmadığı fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu ilk gerekçe budur.”
2. “Sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren, sınırları olan ya da sınırları olmayan bir evren fikrine bağlı olan saygıdeğer keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkate sahip bu zihinle yüksek bir konsantrasyon haline ulaşır ve meditasyonda evrenin ‘sınırları yok’ algısı ile temasta kalır. Şöyle ifade eder: ‘Bu evren sınırlı değil, etrafını çevreleyen sınırlara sahip değil. Niye böyle? Çünkü ben ulaştığım yüksek konsantrasyon sayesinde evrenin “sınırları olmadığı” algısı ile temasta kaldım. Bu sayede evrenin sınırlı olmadığını, etrafını çevreleyen sınırlara sahip olmadığını biliyorum.’
“Evrenin sınırları olduğu ya da olmadığı fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu ikinci gerekçe budur.”
3. “Sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren ve hem sınırları olan hem de sınırları olmayan bir evren fikrine bağlı olan saygıdeğer keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkate sahip zihinle yüksek konsantrasyon haline ulaşır ve meditasyonda evrenin yukarıda ve aşağıda ‘sınırları olduğu’ dört yanda ise ‘sınırları olmadığı’ algısı ile temasta kalır. Şöyle ifade eder: ‘Bu evren hem sınırlı hem de sınırlı değil. Evrenin sınırları olduğunu, sınırlarla çevrildiğini söyleyen keşiş ve brahminlerin bu görüşü hatalı. Evrenin sınırları olmadığını, sınırlarla çevrili olmadığını söyleyen keşiş ve brahminlerin bu görüşü de hatalı. Bu evren hem sınırlı hem de sınırlı değil. Neden böyle? Çünkü ben ulaştığım yüksek konsantrasyon sayesinde evrenin yukarıda ve aşağıda “sınırları olduğu” ancak dört yanda “sınırları olmadığı” algısı ile temasta kaldım. Bu sayede evrenin hem sınırlı olduğunu hem de sınırlı olmadığını biliyorum.’
“Evrenin sınırları olduğu ya da olmadığı fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu üçüncü gerekçe budur.”
4. “Sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren, sınırları olan ya da sınırları olmayan bir evren fikrine bağlı olan saygıdeğer keşiş ve brahminler görüşlerini ne sebebe dayandırıyor, neyi referans alıyor?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin bir mantıkçıdır, araştırmacıdır. Bir sorgulama sürecini takip ederek mantık yoluyla ulaştığı kendi bakış açısını ifade eder: ‘Evren ne sınırlı ne de sınırsız. Evrenin sınırları olduğunu, sınırlarla çevrildiğini söyleyen keşiş ve brahminlerin bu görüşü hatalı. Evrenin sınırları olmadığını, sınırlarla çevrili olmadığını söyleyen keşiş ve brahminlerin de bu görüşü hatalı. Evrenin hem sınırları olduğunu hem de sınırları olmadığını söyleyen keşiş ve brahminlerin de bu görüşü hatalı. Bu evren ne sınırlı ne de sınırsızdır.’
“Evrenin sınırları olduğu ya da olmadığı fikrini savunan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin sunduğu dördüncü gerekçe budur.”
“İzdeşler! İşte bunlar sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren, sınırları olan ya da sınırları olmayan bir evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan keşiş ve brahminlerin kullandığı dört temel görüştür. Sınırlılık ya da sınırsızlık konusunda sınırları olan bir evren ya da sınırlarla çevrili olmayan bir evren fikrini savunan keşiş ve brahminler fikirlerini sadece bu dört görüşten birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor ve tutunmadığı için kendi içinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Sözleri Çarpıtma, Eğip Bükme (Amarāvikkhepavāda)
“İzdeşler! Soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye dört gerekçeyle başvuran tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki bu saygıdeğer keşiş ve brahminler hangi sebeple, neyi referans alarak bu dört gerekçeyi sözleri çarpıtmak ya da eğip bükmek için kullanıyorlar?”
1. “Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahminin olanı olduğu gibi göremediği için ‘Bu ehil olan, bu ehil olmayan.’ diye ayrım yapamadığı durumlar vardır. Bu kişi şöyle düşünür: ‘“Bu ehil olan, bu ehil olmayan.” diye ayrım yapamıyorum. “Bu ehil olandır, bu ehil olmayandır.” ayrımını yapamadığım halde eğer “Bu ehildir ya da bu ehil değildir.” diye ifade edersem bu beni yanlışa götürür. Yanlış yaparsam ızdırap yaşarım. Izdırap yaratan şey benim için bir engel oluşturur.’ Böylece yanlış yapma korkusu ve yanlıştan hoşlanmama sebebiyle ‘Bu ehil olandır ya da bu ehil olmayandır.’ diye ifade etmez. O ya da bu hakkında soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya, eğip bükmeye başvurur: ‘Böyle olduğunu söylemiyorum. Böyle olmadığını söylemiyorum. Başka türlü olduğunu söylemiyorum. Bunun böyle olmadığını ne söylüyorum ne de inkar ediyorum.’
“O ya da bu hakkında soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuran bazı keşiş ve brahminlerin sunduğu (referans aldıkları, sebep olarak gördükleri) ilk gerekçe budur.”
2. “Saygıdeğer keşiş ve brahminler soru sorulduğunda ne sebeple, neyi referans alarak sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuruyorlar?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahminin olanı olduğu gibi göremediği için ‘Bu ehil olan, bu ehil olmayan.’ diye ayrım yapamadığı durumlar vardır. Bu kişi şöyle düşünür: ‘“Bu ehil olan, bu ehil olmayan.” diye ayrım yapamıyorum. “Bu ehil olandır, bu ehil olmayandır.” ayrımını yapamadığım halde eğer “Bu ehildir ya da bu ehil değildir.” diye ifade edersem bu benim için ya arzu ve tutku ya da art niyet ve öfkedir. Benim için arzu, tutku, art niyet ya da öfke olan her şey tutunmaya dönüşür. Tutunma bende ızdırap yaratır. Izdırap yaratan şey benim için bir engel oluşturur.’ Böylece tutunmaktan korktuğu ve tutunmaktan hoşlanmadığı için ‘Bu ehil olandır ya da bu ehil olmayandır.’ diye ifade etmez. O ya da bu hakkında soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya, eğip bükmeye başvurur: ‘Böyle olduğunu söylemiyorum. Böyle olmadığını söylemiyorum. Başka türlü olduğunu söylemiyorum. Bunun böyle olmadığını ne söylüyorum ne de inkar ediyorum.’
“O ya da bu hakkında soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuran bazı keşiş ve brahminlerin sunduğu ikinci gerekçe budur.”
3. “Saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple, neyi referans alarak soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuruyorlar?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahminin olanı olduğu gibi göremediği için ‘Bu ehil olan, bu ehil olmayan.’ diye ayrım yapamadığı durumlar vardır. Bu kişi şöyle düşünür: ‘Olanı değerlendirerek “Bu ehil olan, bu ehil olmayan.” diye ayrım yapamıyorum. “Bu ehil olandır, bu ehil olmayandır.” ayrımını yapamadığım halde eğer “Bu ehildir ya da bu ehil değildir.” diye ifade edersem şöyle olur: İzdeşler ve brahminler arasında alimler, zeki insanlar, tartışma ustaları vardır. Saç kılını ikiye bölebilen nişancılar gibi fırsat yakaladıklarında belli bir mantıksal düşünme sistemini kullanarak felsefi görüşleri paramparça ederler. Beni böyle bir durumda çapraz sorgulamaya maruz bıraktıklarında, sebepleri öğrenmek için baskı uyguladıklarında, eleştirdiklerinde onlara karşı kendimi koruyamayabilirim. Kendimi koruyamamak ızdırap yaratır. Izdırap yaratan şey benim için bir engel oluşturur.’ Böylece sorgulanmaktan korktuğu için, sorgulanmaktan hoşlanmadığı için ‘Bu ehil olandır ya da bu ehil olmayandır.’ diye ifade etmez. O ya da bu hakkında soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya, eğip bükmeye başvurur: ‘Böyle olduğunu söylemiyorum. Böyle olmadığını söylemiyorum. Başka türlü olduğunu söylemiyorum. Bunun böyle olmadığını ne söylüyorum ne de inkar ediyorum.’
“O ya da bu hakkında soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuran bazı keşiş ve brahminlerin sunduğu üçüncü gerekçe budur.”
4. “Saygıdeğer keşiş ve brahminler soru sorulduğunda ne sebeple, neyi referans alarak sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuruyorlar?"
“Bazı durumlarda bir keşiş ya da rahip kavrayışsız ve aşırı derecede aptal olabilir. Kavrayışsızlıktan ve aşırı derecede aptallıktan ötürü o ya da bununla ilgili soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya, eğip bükmeye başvurur. ‘Şu soruları bana soracak olursanız cevaplarını size söyler miydim? Böyle olduğunu söylemiyorum. Böyle olmadığını söylemiyorum. Başka türlü olduğunu söylemiyorum. Bunun böyle olmadığını ne söylüyorum ne de inkar ediyorum.’ Aşağıdaki sorulardan herhangi biri sorulduğunda aynı kaçamak cevaplara ve bitmek tükenmek bilmeyen tereddüt dolu cümlelere başvurur:
A.
1. Ölümden sonra hayat var mıdır?
2. Ölümden sonra hayat yok mudur?
3. Ölümden sonra hayat hem var hem yok mudur?
4. Ölümden sonra hayat ne var ne yok mudur?
B.
1. Öldüğü an yeniden doğan bir varlık var mıdır?
2. Öldüğü an yeniden doğan hiçbir varlık yok mudur?
3. Öldüğü an yeniden doğan bir varlık hem var hem yok mudur?
4. Öldüğü an yeniden doğan bir varlık ne var ne yok mudur?
C.
1. İyi ve kötü eylemin meyvesi ve sonucu var mıdır?
2. İyi ve kötü eylemin meyvesi ve sonucu yok mudur?
3. İyi ve kötü eylemin meyvesi ve sonucu hem var hem yok mudur?
4. İyi ve kötü eylemin meyvesi ve sonucu ne var ne de yok mudur?
D.
1. Tathāgata ölümden sonra var olur mu?
2. Tathāgata ölümden sonra var olmaz mı?
3. Tathāgata ölümden sonra hem var olur hem var olmaz mı?
4. Tathāgata ölümden sonra ne var olur ne var olmaz mı?
“O ya da bu hakkında soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuran tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminlerin sunduğu dördüncü gerekçe budur.”
“İzdeşler! İşte bunlar soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuran tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminlerin kullandığı dört temel görüştür. O ya da bu hakkında soru sorulduğunda sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuran keşiş ve brahminler eylemlerini bu dört gerekçeden birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Rastlantısal Oluş (Adhiccasamuppannavāda)
“İzdeşler! Rastlantısal oluş fikrine bağlı olan, benlik ve evrenin rastlantısal bir şekilde oluştuğunu iki gerekçeyle savunan bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki rastlantısal oluş fikrine bağlı olan, benlik ve evrenin rastlantısal oluştuğunu savunan bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple bu iki görüşü öne sürüyorlar, bunları onaylıyorlar?”
1. “İzdeşler! Algısı Olmayan Tanrılar (devalar) vardır. Ancak algının oluşumuyla birlikte diğer tanrıların eşlik ettiği bu boyuttan alt boyutlara düşerler. İzdeşler! Şimdi şöyle bir olasılık var: Bir varlık ona eşlik edenlerden koparak bu dünyaya gelir. Bu dünyaya gelmesiyle birlikte ev hayatını terk ederek münzevi yaşama çekilir. Ev hayatından münzeviliğe çekildiğinde şevkle, çabayla, kararlılıkla, özenle, keskin dikkate sahip konsantre olmuş bir zihinle algının oluşumunu anımsar ancak bunun öncesine dair hiçbir şey anımsamaz. Şöyle söyler: ‘Benlik ve evren rastlantısal olarak doğar. Niye böyle? Çünkü öncesinde ben yoktum, şimdi ise ben varım. Yokluk halinden oluş haline geçtim.’
“Rastlantısal oluşum fikrini savunan, rastlantısal olarak oluşan benlik ve evren fikrini öne süren keşiş ve brahminlerin sunduğu ilk gerekçe budur.”
2. “Rastlantısal oluş fikrine bağlı olan, benlik ve evrenin rastlantısal bir şekilde oluştuğunu savunan bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple bu görüşlerini öne sürüyorlar, bunları onaylıyorlar?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahmin bir mantıkçıdır, araştırmacıdır. Bir sorgulama sürecini takip ederek mantık yoluyla ulaştığı kendi bakış açısını ifade eder: ‘Benlik ve evren rastlantısal olarak oluşur.’
“Rastlantısal oluşum fikrini savunan, rastlantısal olarak oluşan benlik ve evren fikrini öne süren keşiş ve brahminlerin sunduğu ikinci gerekçe budur.”
“İzdeşler! İşte bunlar rastlantısal oluşum fikrini savunan, rastlantısal olarak oluşan benlik ve evren fikrini öne süren bazı keşiş ve brahminlerin kullandığı iki temel görüştür. Rastlantısal oluşum fikrini savunan, rastlantısal olarak oluşan benlik ve evren fikrini öne süren keşiş ve brahminler fikirlerini bu iki gerekçeden birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
“İzdeşler! İşte bunlar geçmişle ilgili teoriler üreten, geçmişle ilgili köklü fikirlere sahip keşiş ve brahminlerin kullandığı on sekiz temel görüştür. Geçmişle ilgili teoriler üreten, geçmişle ilgili köklü fikirlere sahip ve geçmişle ilgili inançları onaylayan keşiş ve brahminler fikirlerini bu on sekiz gerekçenin birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şey yoktur.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Gelecekle İlgili Teori Üretenler (Aparantakappika)
“Gelecekle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili köklü fikirlere sahip ve gelecekle ilgili farklı inançları kırk dört gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple ve neyi referans alarak geleceğe dair bu kırk dört görüşü oluşturuyor, bunları onaylıyor?”
Ölüm Sonrası Benlik Algısının Varlığı (Saññīvāda)
“İzdeşler! Ölümden sonra yaşamın devam ettiğini ve benlik algısının var olacağını on altı gerekçe ile öne süren bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki ölümden sonra yaşamın devam ettiğini ve benlik algısının var olacağını savunan bu saygıdeğer keşiş ve brahminler bu on altı görüşü ne sebeple, neyi referans alarak öne sürüyor, bunları onaylıyor?”
“Benliğin ölümden sonra iyi olacağını, benlik algısının var olacağını ve aşağıdaki niteliklere sahip olacağını öne sürüyorlar:
A.
1. Bir forma (şekle) sahip
2. Bir forma sahip değil
3. Hem forma sahip hem forma sahip değil
4. Ne forma sahip ne forma sahip değil
B.
1. Sınırlı
2. Sınırsız
3. Hem sınırlı hem sınırsız
4. Ne sınırlı ne sınırsız
C.
1. Birleşik algı
2. Çoklu algı
3. Sınırlı algı
4. Sınırsız algı
D.
1. Mutluluktan başka bir şey deneyimlemeyen
2. Izdıraptan başka bir şey deneyimlemeyen
3. Hem mutluluk hem ızdırap deneyimleyen
4. Ne mutluluk ne ızdırap deneyimleyen
“İzdeşler! İşte bunlar yaşamın devam ettiğini ve benlik algısının var olacağını öne süren bazı keşiş ve brahminlerin kullandığı on altı temel gerekçedir. Ölümden sonra yaşamın devam ettiğini ve benlik algısının var olacağını öne süren keşiş ve brahminler fikirlerini bu on altı gerekçeden birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Ölüm Sonrası Algının Yokluğu (Asaññīvāda)
“İzdeşler! Ölümden sonra yaşamın devam ettiğini ancak benlik algısının devam etmeyeceğini sekiz gerekçe ile öne süren bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple, neyi referans alarak yaşamın ölümden sonra devam ettiğini ancak benlik algısının devam etmeyeceğini savunuyor, bunu öne sürüyor?”
“Ölümden sonra algının var olmayacağını ancak benliğin iyi ve şu niteliklerde olacağını öne sürüyorlar:
A.
1. Bir forma sahip
2. Bir forma sahip değil
3. Hem forma sahip hem forma sahip değil
4. Ne forma sahip ne forma sahip değil
B.
1. Sınırlı
2. Sınırsız
3. Hem sınırlı hem sınırsız
4. Ne sınırlı ne sınırsız
“İzdeşler! İşte bunlar ölümden sonra benliğin devam ettiğini ancak algının devam etmeyeceğini öne süren bazı keşiş ve brahminlerin kullandığı sekiz temel gerekçedir. Ölümden sonra benliğin devam ettiğini ancak algının devam etmeyeceğini öne süren keşiş ve brahminler fikirlerini bu sekiz gerekçeden birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Ölüm Sonrası Benlik Algısının Ne Varlığı Ne Yokluğu (N'evasaññī-nāsaññīvāda)
“İzdeşler! Ölümden sonra yaşamın devam ettiğini ancak benlik algısının ne var olacağını ne de var olmayacağını sekiz gerekçe ile öne süren bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ölümden sonra yaşamın devam ettiğini ancak benlik algısının ne var olacağını ne de var olmayacağını hangi sebeple ve neyi referans alarak savunuyor?”
“Ölümden sonra algının ne var olacağını ne de var olmayacağını ancak benliğin iyi ve şu niteliklerde olacağını öne sürüyorlar:
A.
1. Bir forma sahip
2. Bir forma sahip değil
3. Hem forma sahip hem forma sahip değil
4. Ne forma sahip ne forma sahip değil
B.
1. Sınırlı
2. Sınırsız
3. Hem sınırlı hem sınırsız
4. Ne sınırlı ne sınırsız
“İzdeşler! İşte bunlar ölümden sonra yaşamın devam edeceğini ancak algının ne var olacağını ne de var olmayacağını öne süren bazı keşiş ve brahminlerin kullandığı sekiz temel gerekçedir. Ölümden sonra algının ne var olduğunu ne de var olmadığını savunan, ölümden sonra benlik algısının ne devam ettiğini ne de devam etmediğini öne süren keşiş ve brahminler fikirlerini bu sekiz gerekçeden birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Benliğin Ortadan Kaldırılabileceği Üzerine Görüşler: Yok Oluş Bakış Açısı (Ucchedavāda)
“İzdeşler! Yok oluş fikrini öne süren, yaşayan bir varlığın yok olacağı, ortadan kalkacağı ve yeniden var olmayacağı fikrini yedi gerekçe ile savunan bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki yok oluş fikrini ne sebeple, neyi referans alarak öne sürüyor ve yaşayan bir varlığın yok olacağını, ortadan kalkacağını ve yeniden var olmayacağını savunuyorlar?”
“Bir keşiş ya da brahminin şöyle bir fikre, şöyle bir bakış açısına sahip olduğu durumlar vardır: ‘Benliğin belli bir formu vardır, dört elementten oluşur ve bir anne ve baba tarafından dünyaya getirilir. Bedenin dağılışıyla birlikte yok olduğu, ortadan kalktığı ve ölümden sonra var olmadığı için benlik tamamen yok olur.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler bir varlığın böyle yok olacağını, ortadan kalkacağını ve yeniden var olmayacağını ifade eder.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede tamamen yok olmaz. Başka bir benlik daha vardır: tanrısal, forma sahip, duyusal olan, katı yiyecekle beslenen. Bunu sen ne bilir ne görürsün ama ben bilir ve görürüm. İşte bu benlik bedenin dağılmasıyla birlikte yok olduğu, ortadan kalktığı ve ölümden sonra var olmadığı zaman, işte o zaman tamamen yok olur.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler bir varlığın böyle yok olacağını, ortadan kalkacağını ve yeniden var olmayacağını ifade eder.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede tamamen yok olmaz. Başka bir benlik daha vardır: tanrısal, forma sahip, zihin tarafından yaratılan, uzuvları ve organlarıyla birlikte tam, herhangi bir yetisi eksik olmayan. Bunu sen ne bilir ne görürsün ama bunu ben bilir ve görürüm. İşte bu benlik bedenin dağılmasıyla birlikte yok olduğu, ortadan kalktığı ve ölümden sonra var olmadığı zaman, işte o zaman tamamen yok olur.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler bir varlığın böyle yok olacağını, ortadan kalkacağını ve yeniden var olmayacağını ifade eder.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede tamamen yok olmaz. Madde (form) algısının tamamen ötesine geçmiş başka bir benlik vardır. Sınırlayan algının terk edilmesi ve çeşitlilik algısına odaklanılmaması sonucunda “uzay sonsuzdur” farkındalığına erişerek sonsuz uzay boyutunda yeniden doğar. Bunu sen ne bilir ne görürsün ama bunu ben bilir ve görürüm. İşte bu benlik bedenin dağılmasıyla birlikte yok olduğu, ortadan kalktığı ve ölümden sonra var olmadığı zaman, işte o zaman tamamen yok olur.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler bir varlığın böyle yok olacağını, ortadan kalkacağını ve yeniden var olmayacağını ifade eder.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede tamamen yok olmaz. Sonsuz uzay boyutunun tamamen ötesine geçmiş başka bir benlik daha vardır. “Bilinç sonsuzdur” farkındalığına erişerek sonsuz bilinç boyutunda yeniden doğar. Bunu sen ne bilir ne görürsün ama bunu ben bilir ve görürüm. İşte bu benlik bedenin dağılmasıyla birlikte yok olduğu, ortadan kalktığı ve ölümden sonra var olmadığı zaman, işte o zaman tamamen yok olur.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler bir varlığın böyle yok olacağını, ortadan kalkacağını ve yeniden var olmayacağını ifade eder.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede tamamen yok olmaz. Sonsuz bilinç boyutunun tamamen ötesine geçmiş başka bir benlik daha vardır. “Hiçbir şey olmadığı” farkındalığına erişerek hiçlik boyutunda yeniden doğar. Bunu sen ne bilir ne görürsün ama bunu ben bilir ve görürüm. İşte bu benlik bedenin dağılmasıyla birlikte yok olduğu, ortadan kalktığı ve ölümden sonra var olmadığı zaman, işte o zaman tamamen yok olur.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler bir varlığın böyle yok olacağını, ortadan kalkacağını ve yeniden var olmayacağını ifade eder.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede tamamen yok olmaz. Hiçlik boyutunun tamamen ötesine geçmiş başka bir benlik daha vardır. “Bu huzur verici, bu yüce” farkındalığına erişerek algının ne varlığı ne yokluğu boyutunda yeniden doğar. Bunu sen ne bilir ne görürsün ama bunu ben bilir ve görürüm. İşte bu benlik bedenin dağılmasıyla birlikte yok olduğu, ortadan kalktığı ve ölümden sonra var olmadığı zaman, işte o zaman tamamen yok olur.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler bir varlığın böyle yok olacağını, ortadan kalkacağını ve yeniden var olmayacağını ifade eder.
“İzdeşler! İşte bunlar yok oluş fikrini öne süren, yaşayan bir varlığın yok olacağı, ortadan kalkacağı ve yeniden var olmayacağı fikrini savunan keşiş ve brahminlerin kullandığı yedi temel gerekçedir. Yok oluş fikrini öne süren, yaşayan bir varlığın yok olacağı, ortadan kalkacağı ve yeniden var olmayacağı fikrini savunan keşiş ve brahminler fikirlerini bu yedi gerekçeden birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, ancak gerçeği görerek Tathāgata’yı içten bir şekilde övenlerin doğru bir şekilde ortaya koyabildiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Benliğin Şimdi ve Burada Bağlarından Özgürleşmesi (Diṭṭhadhammanibbānavāda)
“İzdeşler! Bağlardan şimdi ve burada özgürleşme (Nibbāna) fikrini öne süren, yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşması fikrini beş gerekçe ile savunan bazı keşiş ve brahminler vardır. Peki bu saygıdeğer keşiş ve brahminler ne sebeple ve neyi referans alarak bağlardan şimdi ve burada özgürleşme (Nibbāna) fikrini öne sürüyor ve yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşacağını savunuyor?”
“Tefekküre çekilmiş bir keşiş ya da brahminin şöyle bir fikre, şöyle bir bakış açısına sahip olduğu durumlar vardır: ‘Beş duyu organı vasıtasıyla hazza ulaştığı durumda benlik şimdi ve burada en yüksek aydınlanmaya ulaşır.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler benliğin şimdi ve burada en yüksek aydınlanmaya ulaşacağını ifade ederler.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede şimdi ve burada en yüksek seviyede özgürleşmez. Niye böyle? Çünkü duyusal hazlar geçicidir, gerilim yaratır ve değişime tabidir. Değişime tabi olmaları ve dönüşmeleri sebebiyle hüzün, feryat, acı, ızdırap ve çaresizlik doğar. Ancak bu benlik duyusal hazlardan ve ehil olmayan zihinsel hallerden el etek çektiğinde zihnin çekiniklikten doğan neşe ve mutluluğa yönlenmesi, bu neşe ve mutluluğa kesintisiz bir şekilde bağlı kalmasıyla birinci jhānaya girer ve burada kalır. İşte bu çerçevede benlik şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşır.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşacağını ifade ederler.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede şimdi ve burada en yüksek seviyede özgürleşmez. Neden böyle? Çünkü bu jhānaya zihnin yönlenmesi ve bağlı kalma çabası eşlik eder. Bu seviyenin bu haliyle yeterince rafine olmadığı söylenir. Ancak bu benlik zihnin yönlenmesi ve bağlı kalması sonlandığında zihni yönlendirmeden ve bağlı tutmadan ikinci jhānaya girer, kıpırtısızlıktan doğan neşe ve mutluluğa eşlik eden tek noktaya odaklılığı ve içsel berraklığı deneyimler. İşte bu çerçevede benlik şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşır.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşacağını ifade eder.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede şimdi ve burada en yüksek seviyede özgürleşmez. Neden böyle? Çünkü bu jhānada neşeyle dolan zihin hala kıpırtılı bir haldedir. Bu seviyenin bu haliyle yeterince rafine olmadığı söylenir. Ancak bu benlik neşenin sönüp gitmesiyle tarafsızlık, tam farkındalık ve uyanıklıkla üçüncü jhānaya girer ve Soylu Kişilerin “tarafsız ve farkında olarak mutluluk içerisinde meditasyonda olma” olarak tanımladıkları hali yaşar. İşte bu çerçevede benlik şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşır.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşacağını ifade eder.
“Bir başkası ona şöyle söyler: ‘Kadim dostum, hakkında konuştuğun benlik vardır. Bunu yadsıyamam. Ancak benlik bahsettiğin çerçevede şimdi ve burada en yüksek seviyede özgürleşmez. Neden böyle? Çünkü bu jhānada “mutluluk” ile ilgili zihinsel bir takıntı vardır. Bu seviyenin bu haliyle yeterince rafine olmadığı söylenir. Ancak benlik tıpkı daha önceden neşe ve acının sönüp gittiği gibi mutluluk arayışının ve ızdıraptan kaçışın da sonlanmasıyla dördüncü jhānaya girer, saf bir tarafsızlıkla ve farkındalıkla haz ve acıdan özgür bir şekilde burada kalır. İşte bu çerçevede benlik şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşır.’ Bu şekilde bazı keşiş ve brahminler yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşacağını ifade ederler.
“İzdeşler! İşte bunlar bağlardan şimdi ve burada özgürleşme (Nibbāna) fikrini öne süren, yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşması fikrini savunan keşiş ve brahminlerin kullandığı beş gerekçedir. Bağlardan şimdi ve burada özgürleşme (Nibbāna) fikrini öne süren, yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşması fikrini savunan keşiş ve brahminler fikirlerini bu beş gerekçeye dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, ancak gerçeği görerek Tathāgata’yı içten bir şekilde övenlerin doğru bir şekilde ortaya koyabildiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
“İzdeşler! İşte bunlar gelecekle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili köklü fikirlere sahip ve gelecekle ilgili farklı inançları kırk dört gerekçe ile temellendiren keşiş ve brahminlerdir. Gelecekle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili köklü fikirlere sahip ve gelecekle ilgili farklı inançları savunan keşiş ve brahminler fikirlerini bu kırk dört gerekçeden birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, ancak gerçeği görerek Tathāgata’yı içten bir şekilde övenlerin doğru bir şekilde ortaya koyabildiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
“İzdeşler! İşte bunlar geçmişle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili köklü fikirlere sahip, geçmiş ve gelecekle ilgili farklı inançları olan keşiş ve brahminlerin kullandığı altmış iki temel gerekçedir. Geçmişle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili köklü fikirlere sahip, geçmiş ve geleceği referans alarak geçmiş ve gelecekle ilgili farklı inançları savunan keşiş ve brahminler fikirlerini bu altmış iki gerekçeden birine ya da diğerine dayandırır. Bunların dışında başka bir şeye dayandırmazlar.
“Tathāgata bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Böyle varsayılan ve yanlış anlaşılan bu görüşler bir sonraki hayatta şöyle bir varış noktasına, şöyle bir varoluş haline götürür.’ Tathāgata böyle değerlendiriyor. Ayrıca bundan daha önemli olanın ne olduğunu biliyor. Ancak bu anlayışı dahi yanlış kavramıyor, buna tutunmuyor. Tutunmadığı için kendi içerisinde mükemmel huzur (nibbuti) deneyimliyor. İzdeşler! Tathāgata olanı olduğu haliyle yani hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, hislerin cazibesini, hislerin asla tatmin edilemeyeceğini görüyor ve bunlardan kurtuluşun yolunu biliyor. Tutunmayı bırakarak ve hisleri beslemeyerek özgürleşiyor.
“İzdeşler! Tathāgata’nın içgörü ile kavradığı ve bildirdiği, ancak gerçeği görerek Tathāgata’yı içten bir şekilde övenlerin doğru bir şekilde ortaya koyabildiği, derin, görmesi zor, kavraması zor, huzura ve arınmaya ulaştıran, yüce, mantığın ötesinde, incelikli, güç fark edilen, sadece anlayışa ulaşanlar tarafından kavranabilen prensipler (dhammalar) işte bunlardır.
Benlik ve Evrenle ilgili Görüşleri Doğuran Koşullar
Kaygı ve Korku (Paritassitavipphandita)
“Sonsuzluk fikrini öne süren herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle savunduğu sonsuz bir benlik ve evren fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle savunduğu kısmen sonsuz olan bir benlik ve evren fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle savunduğu sınırlı ya da sınırsız bir evren fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Soru sorulduğunda herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvurması sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Varoluşu rastlantısallığa bağlayan herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle savunduğu rastlantısal şekilde var olan bir benlik ve evren fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Geçmiş üzerine teoriler üreten, geçmiş üzerine fikirlere sahip herhangi bir keşiş ya da brahminin geçmişten referans alarak on sekiz gerekçe ile savunduğu farklı inançlar sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Ölümden sonra algının var olduğunu savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin on altı gerekçe ile savunduğu ölümden sonra algısı devam eden bir benlik fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Ölümden sonra algının var olmadığını savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin sekiz gerekçe ile savunduğu ölümden sonra algısı devam etmeyen bir benlik fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Ölümden sonra algının ne var olduğunu ne yok olduğunu savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin sekiz gerekçe ile savunduğu ölümden sonra algısı ne devam eden ne de sonlanan bir benlik fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Yok oluş fikrini savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin yedi gerekçe ile savunduğu yok olan, ortadan kalkan ve yeniden var olmayan bir varlık fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Şimdi ve burada bağlardan özgürleşme (Nibbāna) fikrini savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin beş gerekçe ile savunduğu yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşabileceği fikri sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Gelecekle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili fikirlere sahip herhangi bir keşiş ya da brahminin gelecekten referans alarak kırk dört gerekçe ile savunduğu farklı inançlar sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
“Geçmişle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili teoriler üreten herhangi bir keşiş ya da brahminin geçmiş ve geleceğe göre altmış iki gerekçe ile savunduğu farklı inançları sadece bilmeyenlerin ve görmeyenlerin hissidir ve bu yalnızca arzulara kapılmış kişilerin yaşadığı kaygı ve korkudan kaynaklanır.
Temas (Phassapaccayavāra)
“Sonsuzluk fikrini öne süren herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle savunduğu sonsuz bir benlik ve evren fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle savunduğu kısmen sonsuz olan ve kısmen sonsuz olmayan bir benlik ve evren fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle savunduğu sınırı olan ya da sınırı olmayan bir evren fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Soru sorulduğunda herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle sözleri çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvurması ön koşulu olan temastan doğar.
“Varoluşu rastlantısallığa bağlayan herhangi bir keşiş ya da brahminin dört gerekçeyle savunduğu rastlantısal şekilde var olan bir benlik ve evren fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Geçmiş üzerine teoriler üreten, geçmiş üzerine fikirlere sahip herhangi bir keşiş ya da brahminin geçmişten referans alarak on sekiz gerekçe ile savunduğu farklı inançlar ön koşulu olan temastan doğar.
“Ölümden sonra algının var olduğunu savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin on altı gerekçe ile savunduğu ölümden sonra algısı devam eden bir benlik fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Ölümden sonra algının var olmadığını savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin sekiz gerekçe ile savunduğu ölümden sonra algısı devam etmeyen bir benlik fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Ölümden sonra algının ne var olduğunu ne yok olduğunu savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin sekiz gerekçe ile savunduğu ölümden sonra algısı ne devam eden ne de sonlanan bir benlik fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Yok oluş fikrini savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin yedi gerekçe ile savunduğu yok olan, ortadan kalkan ve yeniden var olmayan bir varlık fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Şimdi ve burada bağlardan özgürleşme (Nibbāna) fikrini savunan herhangi bir keşiş ya da brahminin beş gerekçe ile savunduğu yaşayan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşabileceği fikri ön koşulu olan temastan doğar.
“Gelecekle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili fikirlere sahip herhangi bir keşiş ya da brahminin geleceği temel alarak kırk dört gerekçe ile savunduğu farklı inançlar ön koşulu olan temastan doğar.
“Geçmişle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili teoriler üreten herhangi bir keşiş ya da brahminin geçmiş ve geleceği temel alarak altmış iki gerekçe ile savunduğu farklı inançlar ön koşulu olan temastan doğar.
Başka Olasılığın Olanaksızlığı
“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz olan ve kısmen sonsuz olmayan bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren, sınırlı ya da sınırsız bir evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Bir konuda soru sorulduğunda dört gerekçeyle çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuran tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Varoluşu rastlantısallığa bağlayan, rastlantısal şekilde var olan bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Geçmişle ilgili teoriler üreten, geçmişle ilgili fikirlere sahip, farklı inançları geçmişten referans aldıkları on sekiz gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Ölümden sonra algısı devam eden bir benlik fikrini on altı gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Ölümden sonra algısı devam etmeyen bir benlik fikrini sekiz gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Ölümden sonra algısı ne devam eden ne de sonlanan bir benlik fikrini sekiz gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Yok oluş fikrini savunan, yok olan, ortadan kalkan ve yeniden var olmayan bir varlık fikrini yedi gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Şimdi ve burada bağlardan özgürleşme (Nibbāna) fikrini savunan ve var olan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşabileceği fikrini beş gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Gelecekle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili fikirlere sahip, farklı inançları gelecekten referans aldıkları kırk dört gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
“Geçmişle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmişe ve geleceğe dair farklı inançları altmış iki gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerden herhangi birinin bunu temasın dışında başka bir yolla deneyimlemesi olanaksızdır.
Bağımlı Varoluş
“Sonsuzluk fikrini öne süren, sonsuz bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Bazı şeylerin sonsuz olduğu ve bazı şeylerin sonsuz olmadığı fikrini öne süren, kısmen sonsuz olan ve kısmen sonsuz olmayan bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Sınırlılık ve sınırsızlık fikrini öne süren, sınırları olan ya da sınırları olmayan bir evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Bir konuda soru sorulduğunda dört gerekçeyle çarpıtmaya ya da eğip bükmeye başvuran tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Varoluşu rastlantısallığa bağlayan, rastlantısal şekilde var olan bir benlik ve evren fikrine dört gerekçeyle bağlı olan tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Geçmişle ilgili teoriler üreten, geçmişle ilgili fikirlere sahip, farklı inançları geçmişten referans aldıkları on sekiz gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Ölümden sonra algısı devam eden bir benlik fikrini on altı gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Ölümden sonra algısı devam etmeyen bir benlik fikrini sekiz gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Ölümden sonra algısı ne devam eden ne de sonlanan bir benlik fikrini sekiz gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Yok oluş fikrini savunan, yok olan, ortadan kalkan ve yeniden var olmayan bir varlık fikrini yedi gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Şimdi ve burada bağlardan özgürleşme (Nibbāna) fikrini savunan, var olan bir varlığın şimdi ve burada en yüksek özgürleşmeye ulaşabileceği fikrini beş gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Gelecekle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili fikirlere sahip, farklı inançları gelecekten referans aldıkları kırk dört gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş bazı keşiş ve brahminler;
“Geçmişle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmişe ve geleceğe dair farklı inançları altmış iki gerekçe ile temellendiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminler…
“Bunu altı duyu organında tekrar eden temaslarla deneyimliyor. Ön koşul olan bu hislerden arzu doğuyor. Ön koşul olan arzulardan tutunma doğuyor. Ön koşul olan tutunmadan varoluş doğuyor. Ön koşul olan varoluştan yeniden doğum gerçekleşiyor. Ön koşul olan yeniden doğumdan yaşlanma ve ölüm, hüzün ve feryat, yas, acı, ızdırap ve çaresizlik ortaya çıkıyor. Böylece tüm stres ve ızdırabın kaynağı oluşuyor.
Ağ: Bakış Açısı Tuzağı
“Ne zaman bir izdeş altı duyu kapısında temasla oluşan hislerin doğuşunu ve sonlanmasını, bunların cazibesini, asla tatmin edilemeyeceğini ve bunlardan kurtuluşun yolunu gerçekten anlarsa ancak o zaman tüm bu fikirlerin çok ötesinde bir şeyi anlamış olur.”
“Geçmişle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmişe ve geleceğe dair farklı inanç geliştiren tefekküre çekilmiş keşiş ve brahminlerin tümü altmış iki ayrımı kapsayan bir ağın altında toplanır. Doğarken bu ağa yakalanmış şekilde doğarlar. Doğarken bu ağ tarafından kuşatılırlar.
“Tıpkı usta bir balıkçının ya da çırağının küçük bir su birikintisini sık örülmüş bir balık ağı atarak kapladığını varsayın. Balıkçı ‘Bu suda var olan ve istenen büyüklükteki tüm canlılar bu ağın altında kalır. Suyun üzerine nereden çıkarlarsa çıksınlar bu ağa yakalanarak çıkarlar. Suyun üzerine çıkarken bu ağ tarafından kuşatılırlar.’ diye düşünür. Benzer şekilde geçmişle ilgili teoriler üreten, gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmiş ve gelecekle ilgili teoriler üreten, geçmişe ve geleceğe dair farklı inanç geliştiren keşiş ve brahminlerin tümü bu altmış iki ayrımı kapsayan ağın altında kalır. Nerede doğarlarsa doğsunlar bu ağa yakalanmış şekilde doğarlar. Doğarken bu ağ tarafından kuşatılırlar.
“Tathāgata'nın bedeni onu yeniden doğuma bağlayan kordonu kesilmiş halde var olmayı sürdürüyor. Bedeni var oldukça insanlar ve tanrılar onu görebilecekler. Ancak bedeninin dağılması ve hayatının sonlanmasıyla birlikte insanlar ve tanrılar onu artık göremeyecekler. Tıpkı mango ağacının bir dalı kesildiğinde bu dala tutunan mangoların dalı takip etmesi gibi Tathāgata’nın bedeni de onu varoluşa bağlayan kordonu kesilmiş halde var olmayı sürdürüyor. Bedeni var oldukça insanlar ve tanrılar onu görebilecekler. Ancak bedenin dağılması ve hayatın sonlanmasıyla birlikte insanlar ve tanrılar onu artık göremeyecekler.”
Bu söylendiğinde Saygıdeğer Ānanda Kutlu Kişi'ye şunu söyledi: “Efendim bu inanılmaz! Bu müthiş! Bu Dhamma vaazının adı nedir?”
“Ānanda, bu vaazı ‘Bakış Açısı Tuzağı’ olarak hatırlayabilirsiniz. Aynı zamanda ‘Anlam Tuzağı’ ya da ‘Öğreti Tuzağı’ ya da ‘Brahma (Tanrı) Tuzağı’ ya da ‘Savaşta Kazanılan En Yüce Zafer’ olarak hatırlayabilirsiniz.”
Kutlu Kişi böyle söyledi. Minnetle dolan izdeşler Kutlu Kişi'nin sözlerinden haz duydular ve bu sözler dile getirilirken on bin katlı evren sarsıldı.
Bakış Açısı Tuzağı